O Genç Mekanik Er Gibi Kendime Bir Mektup
Sevgili o genç ben, bu satırları yazarken bile elimdeki dümenle geçmişteki o gerginliği hissediyorum. Bodrum’un bu dinginliği, bazen de zihnimdeki o ilk motor sesi kadar yüksek bir frekansta yankılanıyor. Şu anki ben, deniz yüzeyindeki huzuruyla bu dinginliğin bedelini ödemiş oluyor. Sen ise, oysa her şeyi bir kesinlik varmışçasına aceleyle cevap arıyordun.
Hatırlarım, ilk bilgileri işlemciye aktardığım o dönemi. Her çıktı, her hesaplama, sanki yaşamın tüm doğrularını ortaya çıkaracakmış gibi geliyordu. Her girdi, mükemmel bir denkleme ulaşmanın anahtarıydı sanki. Deniz de böyleydi; oysa o ilkbahar esintisi, hiçbir zaman net bir yelken açma talimatı vermemişti. Sadece var olmuştu.
Sen, her şeyi bir algoritma gibi görmek istiyordun. Rüzgarın yön açısını, gelgitin milisaniyelik değişimini bile bir girdi/çıktı çifti olarak kodlamaya çalışıyordun. "Eğer bu basınç olursa, o hızla ilerlemeliyiz," diye kendime defalarca fısıldardım. Bu bir zorunluluktu; o zamanlar, kaosu yalnızca çözülebilir bir karmaşıklık olarak görüyordum.
Oysa yaşam, bazen saf bir gürültüden ibaret.
Bir keresinde mikrodenetleyicinin kararsızlığını izlerken, bir döngüye takılmıştı. Algoritma kusursuzdu, donanım doğruydu; ancak girdi seti, tamamen beklenmedik bir mikro-hava durumu değişiminin yarattığı gürültüye takılmıştı. Sonsuz döngü… O an, sadece sistemi yeniden başlatmak değil, aynı zamanda o küçük eşiği aşan duygusal gerilimi de çözmek gerekiyordu.
Oysa şimdi anlıyorum ki, en iyi sistemler bazen hata payını bir özellik olarak kodlar.
O genç ben, büyük resme odaklanıp ayrıntıları göz ardı ediyordum. Her küçük aksaklık, benim için sistemdeki kritik bir başarısızlıktı. Oysa o aksaklıklar –bir yelkenin suya değmesi, beklenmedik bir akıntının bizi hafifçe sapıtması– aslında navigasyonun kendisiydi. Bu küçük koreksiyonlar, nihai rotayı belirleyen en değerli veriyi sağlıyordu.
Şimdiye dönüp baktığımda, sabrın bir yazılım parçası değil, bütünleşik bir sistem mimarisi gerektiğini görüyorum. Bir değişkenin değerini her an değiştirebileceği gerçeğiyle yaşamak gerekiyor. Tıpkı o ufuk çizgisi gibi; asla tam olarak yakalanamaz, sadece sürekli hareket eden bir hedef.
Yapmaya devam et. O mükemmel çözümü aramaktan vazgeç. Bırak da sistemin, o 'başarısız' göründüğün anları girdi olarak kullansın. Rüzgar zaten bu oyunun kurucusu, sen sadece iyi bir dinleyici olmalısın.